May 17th, 2012 : 5:10 : Kırıkkale Şehidine Ağlıyor   May 17th, 2012 : 4:02 : Emniyetten Kaçamadılar   May 16th, 2012 : 9:02 : Kermese Ziyaret   May 16th, 2012 : 8:39 : Asfaltlandık   May 16th, 2012 : 8:30 : Zam Tepkisi   May 16th, 2012 : 8:03 : Y.İ.H’ te Ziyaret   May 16th, 2012 : 7:58 : Asfaltsız Köy Kalmıyor.   May 14th, 2012 : 10:02 : Tuna Anneler Gününü Kutladı   May 14th, 2012 : 9:49 : Hemşireler Haftası Kutlandı  
    
Ana sayfa Eğitim Ekonomi Foto Galeri Genel Güncel Keskin Kırıkkale Kültür Sanat Sağlık Siyaset Spor Yaşam Yerel
BİR TÜRKMEN OYMAĞININ TARİHİ “CERİDLER”
Kategori: YazarlarEklenme Tarihi: Kas 10th, 2010Okunma Sayısı:

Selçuk Silsüpür

Ceridler, Anadolu’ya gelen 7320 Türkmen oymağından sadece birisidir. Cerid kelimesinin anlamına gelince ; “Canlı, eli çabuk ve becerikli” anlamında çıkmış olabilir. Ceridler arasında binicilik ayrı bir yer tutar. Cerid adının Cirit’ten geldiği de bazı yazılı kaynaklarda yer almaktadır. Ceridler, Oğuzların Bozok kolundan, Yıldızhan oğullarından Beydili Boyuna bağlı çok geniş bir oymaktır. Hazar Denizi kenarında yaşadıkları MANGIŞLAK Yarımadası’ndan Horasan ve Harezm bölgesine geçen Ceridler mensubu bulunduğu Beydili Boyu ile birlikte hareket ediyordu. Moğolların Harzemşahlar Devletini yıkmasıyla huzursuz olan CERİDLER yeni yurt ve otlak derdine düştüler. Cerid oymağının Anadolu’ya gelişi Anadolu Selçuklu Devleti’nin son dönemine rastlamaktadır. Beydili Boyu ile birlikte hareket ederek Anadolu’ya gelen Ceridler ilk olarak Orta Anadolu’ya yerleştikleri tahmin edilmektedir. Fakat Anadolu Selçuklularının Moğollara yenilmesiyle Orta Anadolu bölgesine Moğollar (Kara Tatarlar) yerleşmeye başladılar. Ceridler Moğol baskısından kaçan diğer Türkmen oymaklarıyla beraber Türk Memluk Devletine sığındılar.

Ceridler yine bu bölgede mensubu olduğu Beydili boyu ile hareket ediyordu. 1337 yılında Bayat boyuna mensup Karaca Bey’e destek veren Bozoklu Türkmenler, Elbistan’da DULKADİROĞLU BEYLİĞİ’ ni kurdular. Dulkadiroğlu Beyliğinin içinde 1526 yılında Cerid Oymağının 56 Cemaate sahip olduğunu görüyoruz. Ceridlerin büyük kısmı Dulkadir Beyliği içerisinde Maraş-Elbistan civarında yaşarken bir koluna mensup Sultan Hacılı (Silsüpür Ceridleri) ana kütleden koparak, Diyarbakır bölgesindeki Bozulus’la birlikte yaşamaya başladılar. (XVI. yüzyıl) Ceridler Dulkadir elinin diğer boyları gibi Amik ovasında, Halep ve Çukurova’da kışlıyorlardı. Yazın ise Göksun, Binboğa, Nurhak dağı, Engizek, Cerid ve Berid yaylalarına veya Sivas-Uzunyayla’ ya giderlerdi. Ceridler asırlarca özgür bir şekilde yaşadılar.

Bozulus içerisinde yaşayan Sultan Hacılı Ceridleri, 16 yüzyıl sonlarında çok güçlenerek “SİLSÜPÜR CERİDLERİ” olarak anılmaya başladılar ve Bozulus’tan koparak 1613 yılında Ankara (Keskin), Kırşehir, Çorum ve Yozgat civarına gelerek yerleştiler. 17.y.y başlarında Silsüpür Ceridlerinden 2000 çadır halkının İran’a gittiğini ve Oymakbaşı Halil Bey’e İran Şah’ı I.Abbas tarafından “Sultanlık” unvanı verildiğini Safavi kaynaklarından öğreniyoruz. Silsüpür Ceridlerinin büyük kısmı İran’dan Anadolu’ya dönmüşlerdir.

1692 yılında ise Ceridler dâhil Beydili Boyu’nun 40 oymağının Suriye-Rakka bölgesine mecburi iskânı için ferman çıkarıldığını biliyoruz. Osmanlı yönetimi bölgeye Türkmen nüfusu takviyesi yaparak, çapulcu Arap ve Kürt Aşiretlerini kontrol altına almayı hedeflemiştir. 1692 yılından itibaren Ceridlerin yaklaşık 100 yıl Rakka’da kaldıklarını ve Araplarla sürekli harp ettiklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarından öğreniyoruz.

Rakka’dan tekrar Anadolu’ya göç eden Ceridler, Maraş, Antep, Adana, Kırşehir ve Keskin bölgelerine yerleştiler. Yine Amik ovasında, Çukurova’da kışlıyorlar, yazları ise Maraş’ın yaylaları ile Sivas-Uzunyayla’ya çıkıyorlardı. Rakka’dan Anadolu’ya Silsüpüroğlu Fettah Bey emrinde gelen Silsüpür Ceridlerinin bir kısmı Adana-Ceyhan’a yerleşmiş, oymağın yarısı da Ankara-Keskin, Kırşehir bölgesine yerleşmişlerdir.

Osmanlı Devleti, Konar-göçer aşiretleri yerleşik hayata geçirerek Anadolu’yu düzene sokmaya karar vermiştir. Böylece Maraş-Elbistan bölgesine Ceridlerin bir kısmı yerleştirilmiştir. Bugün Kahramanmaraş iline bağlı Çağlayancerit ilçesi ve çevresinde birçok Cerid yerleşik hayata geçmiştir. Ceridler Maraş bölgesinde yaşarken Kırım Harbi çıkmış Cerid oymaklarından birisinin Kethüdası olan KARA FATMA Hatun, 300 Cerid yiğidiyle beraber Kırım Savaşına bizzat katılıp savaşmıştır. 1865 yılında Fırka-i İslâhiye Çukurova’da görüldü. Ceridler dâhil diğer oymaklara yaşadıkları yaylak ve kışlaklardan birisini seçip yerleşik hayata geçmeleri istendi. Ceridlerin büyük kısmı Adana-Ceyhan ve civarına yerleşmeye karar verdiler. Bu gün Ceyhan ve 14 köyü olmak üzere yörede yoğun bir Cerid nüfusu mevcuttur. Ayrıca Faruk Sümer ve Yusuf Halaçoğlu Gaziantep bölgesinde yaşayan Barakların da Ceridlerin bir oymağı olduğunu belirtmişlerdir. Bu düşünceler bize Ceridlerin (Baraklar ) Bayat Boyunda da bir kolunun olduğunu göstermektedir.

1613’de İç Anadolu bölgesine gelen Silsüpür Ceridlerinin de Kırşehir’de Hamit başta olmak üzere 8 Cerid köyü, Kırıkkale’nin Keskin ilçesine bağlı yine 8 Cerid köyü mevcuttur.

Ayrıca Yozgat, Nevşehir, Çorum, Aksaray, Sivas, Kayseri, Karaman, Niğde, Aydın, Kütahya, Diyarbakır, Malatya, Mersin, Ankara-Haymana, Uşak, İzmir, Bayburt, Antalya, Muğla, , Manisa, Burdur, Isparta, Antalya ve Anadolu’nun her bölgesinde hatta Kıbrıs, Suriye ve İran’ da da Cerid Türkmenleri yaşamaktadır. Ceridlerin, çok geniş ve renkli bir sözlü edebiyata sahip olduğunu da söyleyebiliriz.

Büyük dedem (Hamitli Halil SİLSÜPÜROĞLU), Keskin-Seyfli köyünden Doğan Demir KANDEMİR ve Çağlayancerit ilçesinden Âşık Ali ATAŞ da Cerid Oymağından çıkan büyük şairlerdendir. Değerli dostum Âşık Ali ATAŞ’ dan bir dörtlükle yazımı bitiriyorum.

Sahiptir kalmıştır kimsesi yoktur

Eskiden güzeldir huyu Ceridin

Arazisi kısa nüfusu çoktur

Dört yana uzanmış kolu Ceridin

———————————————————————————————————————————

↓ YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI ↓

ÇİN’DEKİ TÜRK PİRAMİTLERİ VE MUMYALARI

Selçuk Silsüpür

“BEYAZ PİRAMİT

Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yer alan, Xian şehrine 100 km  uzaklıkta Qin ling Shan dağlarında Ön-Türk uygarlıklarından birisi tarafından inşa edilmiş, etrafında irili ufaklı 100 adet Piramitle beraber, 300 m yüksekliğinde beyaz  bir Piramit bulunmaktadır. Mısır’daki Keops Piramitinin iki katı yüksekliğindedir.  Adı Beyaz Piramittir.

Beyaz Piramit ilk kez, II.Dünya Savaşında ABD ‘ li savaş  pilotu James Gausman Hindistan-Çin arasında malzeme taşırken havadan görmüş ve  Piramit’in fotoğrafını çekmiştir. Bu fotoğraf  ilk defa 1957’de Life dergisinde yayımlanarak dünyaya duyurulmuştur.

Gausman gördüğü şeyi şöyle anlatır, “Düz bir ovanın üzerinde uçuyordum. Tam altımızda çok büyük, beyaz bir Piramit vardı. Piramit metal ya da bir çeşit taştan imal edilmiş gibi duruyordu. Dört tarafı saf  beyazdı. En muhteşem yeri tepesindeki taştı, elmasa benzer büyük bir parçaydı.

Bu Piramitleri 1994 yılında Şensi bölgesine gidip  araştıran Alman bilim adamı “ Hartvig Hausdaf ” bu gezide çekmiş olduğu resimlerden bir kaçını basına vererek yayımlanmasını sağlamıştır.

Piramitlerin bulunduğu bölge Çin Hükümeti tarafından yasak bölge ilan edildiğinden dolayı Piramitlerin içerisinde bulunan Mısır Medeniyetinden çok daha ileri bir teknikle mumyalanmış cesetler ve Ön-Türkçe yazıtlar üzerinde herhangi bir araştırma yapılamamaktadır. Çinliler bu uygarlık harikasını dünyadan gizlemek için, bölgeye sürekli yeşil kalan ağaçlar dikerek kamufle etmektedirler.

Büyük Türk araştırmacısı Kazım Mirşan, yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısır’a M.Ö. 3000 yıllarında Doğu Anadolu’dan ISUB-ÖĞ (Ön-Türkçe)  yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım Mirşan bugüne kadar okunamayan 184 adet Mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000 ‘li yıllarda Altaylarda Türkler tarafından geliştirildiği düşünülürse, Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır’a Ön-Türk uygarlığı tarafından öğretildiği sonucu çıkmaktadır. Semerkant yakınındaki Teşik-Taş Mağarasının ağzını kapamak için kullanılan taş örme tekniği ile  aynı olduğu düşünüldüğünde;

Ön-Türklerin bu Beyaz Piramitte en yüksek mimari noktaya varmıştır dersek abartmış ya da yanılmış olur muyuz?  Bir düşünün bakalım…

ÇİN’DEKİ  “TÜRK MUMYALARI”

Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu “Ceviz Kabuğu” adlı televizyon programına katılan eski sağlık bakanı Halil Şıvgın ne demiş bakalım;

“1984 yılında Çin’i ziyarete gitmiştim. Bu ziyarette bizi Turfan ve Urumçi’ye   (Doğu Türkistan-Uygur Türk şehirleri) götürdüler. İlk defa Turfan’a giden heyette olduğum için gerçekten gurur duyuyorum. Turfan’da bizi gezdirirken yetkililer bu bölgede yapılan kazılarda mumyalanmış cesetler bulduklarını söylediler ve bize bu mumyaları gösterdiler. Çinliler bize gördüğümüz mumyaların çok farklı bir teknikle mumyalandığının ve Mısır’daki mumyalardan daha ileri bir düzeyde olduğunu da belirttiler.”

Halil Şıvgın devam ediyor. Aradan yıllar geçti ve bir televizyon kanalında Turfan’daki mumyaların tartışıldığını gördüm. Türkiye’den bir heyet Çin’in Uygur bölgesine giderek mumyaları görmüşler ve Mısır’daki mumyalarla kıyaslaması yapılıyordu. Ben orada kadın, çocuk,  erkek mumyalarını gördüm. Bu konuda bir katkı yapmak istiyorum. Urumçi’ de teşhir edilen “Lolan” denilen kadın mumyasının M.Ö. 2000 yılında mumyalandığı söyleniyor yani 4000 yıllık bir mumya. Mısır  mumyalarından farkı da bu cesetlerin içlerinin çıkartılmadan mumyalanması .

Mumyaları inceleyen Amerikan ilim adamlarının tespitine göre ; Mumyalardan birisinin üzerinde ameliyat izi var ve at kılıyla dikilmiş. Dünyada ilk defa yapılan ameliyatlardan birisi kabul ediliyor. Dahası var;  Mumyaların üstünde boyanmış,  ekose kumaş var.  Ve bütün bunlar günümüzden 4000 yıl önce var olmuş  mükemmel bir uygarlığa ait.

Dünyada ilk defe mumya kültürünün Altaylarda Türkler tarafından geliştirildiği bilinmektedir. Uygur bölgesinde bulunan Beyaz Piramit’in de Ön-Türkler tarafından M.Ö. 4500.5000 yıllarında inşa edildiği düşünülmektedir ve dünyanın en eski Piramitidir. Mısır, Maya, Sümer Piramitlerinden daha yüksek ve daha ileri bir yapım tekniğiyle inşa edilmiştir.

Tüm insanlık tarihini değiştirerek; Medeniyetin asıl kurucularının Türkler olduğunu gösteren bu olağanüstü keşifler batılı bilim adamlarınca ısrarla görmezlikten gelinmektedir. Türk bilim adamlarına düşen görev Türk Piramitleri ve Türk mumyaları konusunda gerekli bilimsel araştırmaları yapıp gerçekleri dünyaya ilan etmeleridir.

Kim bilir, belki de dünya tarihi yeniden yazılacaktır.  Siz ne dersiniz?

———————————————————————————————————————————

“HZ. ZULKARNEYN”  TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER Mİ?

Selçuk Silsüpür

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed, “Son Peygamber” olup, bütün Âlemlere rahmet olarak gönderildi. Kâinat ona hürmeten yaratıldı. Bütün insanlar, cinler ve Peygamberler ondan Şefaat dileyecekler. O bütün kâinatın peygamberidir. Diğer Peygamberler ise Kavim Peygamberleridir.      Cenabı-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “And olsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik… ” (Nahl s.36) buyurmaktadır. Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleket helak edici değildir.” (Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerime’den anlamaktayız.

Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının lakabının “Azer” olduğu, Türük’ten hareketle Türk olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini belirtirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” bir de hadisi vardır. Hz. İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarının Peygamberimiz ve ailesi için söylenen  “Arab-ı Müstağribe” sözü “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Mısır Kralı Mukavvis, Peygamberimize dört cariye gönderir. Hz. Muhammed, bunlardan Mariye isimli Türk kızı ile evlenir ve Mariye’den oğlu İbrahim doğar.

Muharrem Kılıç’ın Türklerin gizlenen tarihi adlı kitabına göre Hz Muhammed; özü özüne, sütü sütüne Türk’tür.

İsmail Hami Danişment “Türklük Meseleleri” adlı eserinde Kur’an’da bahsi geçen (Zulkarneyn) den maksat (Oğuz Han) olduğunu söylerler ki, bu hususta tereddüde mucip olacak bir nokta yoktur” der. Ulemadan bazılarının Peygamber olduğuna inandıkları Zülkarneyn’in Oğuz Han olabileceğine inananlarda vardır.

Vani Mehmet Efendi eserinde ‘Kefh Suresinde “ kıssası geçen Zülkarneyn’in, Oğuz Han olduğunu işaret etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in El Kefh Suresi’nde 85.Ayetten 92.Ayete kadar Zulkarneyn’nin Kıssa’sı anlatılır: O da batıya ulaşmak için bir yol tuttu. Nihayet Güneş’in battığı yere (Okyanus kıyısına) vardığı zaman, Güneş’i (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Sonra Zulkarneyn (doğuya doğru) bir yol tuttu. Nihayet Güneş’in doğduğu yere (Uzak doğuya) vardığı zaman Güneş’i öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, Güneş’ten kendilerini koruyacak bir siper yapmamıştık. Sonra da (Güneyden kuzeye kadar üçüncü) bir yol tuttu. .” diyerek üç ayrı seferi belirtilmektedir.

Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü anlaşılmaktadır. Bu kadar benzerlik bir tesadüf olamaz.

Yine Vani Mehmet Efendi’ye göre, Oğuz Han’ın kurduğu hâkimiyet ve yapmış olduğu seferler, Zulkarneyn’in seferleri ile çok benzerlik göstermektedir. Bu nedenle Oğuz Han adı ile anılan Türk’ün Peygamberi’nin ZULKARNEYN ile aynı kişi olduğu görüşü gittikçe kuvvet kazanmaktadır.

Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor;  “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler bana bağlıdır.” Bilge Kağan Yazıtları ile Kur’an-ı Kerim ifadeleri arasında da bir paralellik söz konusudur.

Elmalı Tefsirine göre: Zulkarneyn dünyanın en doğusuna gider ve Türk Kavmini bulur. Türkler, Zulkarneyn’den yardım isteyerek Yecüc ve Mecüc’ün saldırılarına karşı bir set yapmasını isterler. Zulkarneyn, Yecüc ve Mecüc’e karşı Türkleri demirden ve bakırdan yaptırdığı bir set ile korur.

Kaşgarlı Divanında “Zulkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi gönderir. Bu Zulkarneyn’in Türklerle bir soy bağı olduğunun ve ona karşı bir teslimiyet ve bağlılık gösterildiğinin ifadesidir. Bu durum, Zulkarneyn’in Oğuz Han olma ihtimalini de kuvvetlendirmektedir.

Kanuni devrine ait Rüstem Paşa”Tevarih-i Ali Osman” ının ikinci sayfasında şöyle bir fıkra vardır: “Etrak şöyle fikr iderlerdi ki hak sübhanehu ve Teâlâ Kur’an-ı Keriminde (Külna Ya Zülkarneyn) diyü zikr ittüğü meğer bu (Oğuz-Han) dır dirlerdi”.

Neşri’nin Kitab-ı cihannuma’nın birinci cildinde Oğuz –Han’ın Şark’a ve Garp’a hâkim olduğundan bahsedildikten sonra bu milli telakki şöyle ifade edilmektedir:

“Etrak şöyle zu’m iderlerdi ki Hak Sübbhanehu ve Teâlâ Kelam-ı Kadiminde zikr ittüğü İskender-i Zülkarneyn meğer bu ola dirlerdi.”

Türkolog Leon Cahun,  Asya Tarihi adlı eserinde Oğuz Han hususunda şöyle der:

O, bütün dünyayı fethetmiş, yüz on altı sene yaşamış ve hâkimiyet timsali olan altın yayla üç oku ölümünden evvel oğulları arasında paylaştırmıştır.”

Vani Mehmet Efendi’ye göre Oğuz Han, Hz. İbrahim’in dinini yaymakta idi. Yani İslamiyet’ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini’ne inanıyorlardı ve Mümin idiler der.

Haluk Tarcan’ın Ön Türk Uygarlığı kitabında ön Türklerin kendilerine  “Rabbani Türk” dediklerini yazmaktadır. Demek ki Türkler yeryüzünde ilk kez Tanrıya, Tanrının varlığına inananlardı.

———————————————————————————————————————————

Milli Mücadelede Keskin

 

Selçuk Silsüpür

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA “KESKİN”

Keskin, Milli Mücadele döneminde yaptığı büyük hizmetlerle, halkının vatanseverliğiyle tanınmış bir ilçedir. Mustafa Kemal Paşa daha Samsun’a çıkmadan önce Rıza Bey (Silsüpür) başkanlığında Keskinde (22.Nisan 1919’da) Kuvay-ı Milliye Teşkilatı kurulur ve Milli mücadeleye start verilir. İzmir’in 15.Mayıs 1919’da Yunanlılarca işgaline en sert tepki 16.Mayıs 1919’da Keskin halkı tarafından gösterilir. İstanbul’da yayımlanan Alemdar gazetesi “Umumi ahali adına dokuz imza ile telgraf” diyerek, Keskin’den çekilen telgrafı yazar.

Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresinde alınan bir kararla Ankara’ya intikalinde güzergâhta bulunan Keskin eşrafı derhal Kırşehir ile temas kurmuş olup, bu tarihlerde Mustafa Kemal Paşa’nın yakın silah arkadaşı Ali Fuat Cebesoy gizlice Keskin’e gelerek güzergâhı M. Rıza Bey (Silsüpür) başkanlığında Keskinlilerle belirlemiştir. Yine Keskin Kuvay-ı Milliye reisi M. Rıza Bey (Silsüpür) , Sivas’tan Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyetinden Ankara Valisi Muhittin Paşayı tutuklama emrini alır. Muhittin Paşa bilindiği gibi İstanbul Hükümetine bağlıdır ve Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti Ankara’ya girememektedir. Ankara Valisi Muhittin Paşa 17 Eylül 1919’da Sungurlu’ya oradan da Keskin’e gelir. Ankara Valisi Muhittin Paşa, Ankara’ya geçmekte iken Keskin- Elmadağ arasında bulunan “Kılıçlar Belinde” M. Rıza Bey (Silsüpür) emrindeki Keskin Kuvay-ı Milliye birlikleri tarafından yakalanır. Keskinliler başta Rıza Bey olmak üzere Valiyi tutuklayıp Sivas’a göndermekle; Mustafa Kemal ve Temsil Heyetine Ankara yolunu açar.

Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki Temsil Heyeti Sivas’tan hareketle Kayseri’ye, oradan da Kırşehir, Hacıbektaş ve Mucur yoluyla 25 Aralıkta Kaman’a gelir. Geceyi Bektaşoğlu Ali Çavuş’un evinde geçiren Mustafa Kemal Paşa, Keskin’in ileri gelenlerini Kaman’a çağırmış o gece Ankara’ya geçiş planlanmıştır. , Ali Çavuşun yeğeni Mehmet Bektaş bu misafirlikle ilgili anısını şöyle anlatmıştır.

“Bu sırada Hamitli M. Rıza Bey geldi. Atatürk’e hoş geldin dedi. Ayakta kendi aralarında bir şeyler konuştular. Rıza Bey çıkıp gitti. “

Kaman’dan 26 Aralık Cuma günü M. Rıza Bey emrindeki Keskin Kuvay-ı Milliye birliklerinin koruması ve gözetiminde İğdebeli, Köprüköyü yolu ile Bala’ya gelinmiş vaktin geç olması ve bölgenin de ormanlık olması nedeniyle Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti geceyi Keskinli süvariler ile birlikte geceyi Beydağı’nda geçirmiştir. M. Rıza Bey, Ankara’ya Mustafa Kemal’den önce vararak karşılama ve güvenlik tedbirlerine katkıda bulunmuştur. Mustafa Kemal’in isteği üzerine M. Rıza Bey ile birlikte Dikmen sırtlarından Ankara’ya girilir.

. Bilindiği gibi Son Osmanlı Mebusan Meclisi ve daha sonra Ankara’da açılan 23 Nisan 1920’de ilk TBMM’de Keskinlileri Rıza Bey (Silsüpür), Kırşehir Mebusu olarak temsil etmiştir.

Yunan işgalinin batıda yayılması üzerine M. Rıza Bey (Silsüpür) , Meclisten gönüllü bir Süvari Alayı oluşturup cephede savaşmak için izin ister ve bu istek kabul edilir. Temmuz 1920 sonlarında 400 Süvari Kırşehir’den 100 Süvari de Keskin’den olmak üzere 500 kişilik Süvari Alayı, Rıza Bey (Silsüpür) komutasında Keskin’de toplanarak Ankara’ya hareket eder. Ankara’da karşılanan Süvari Alayı, batı cephesinde Ertuğrul bölgesi komutanı Albay Kazım (Özalp) Bey’in emrine girer.

Keskinlilerden başka bir Kuvay-ı Milliye Birliği teşkil edilerek batı cephesine gönderildiğine dair belgeler mevcuttur. 14 Ağustos 1920 tarih ve 496 numaralı ve İsmet İnönü imzalı yazıda Kaplan Naci Kumandasında 120 atlıdan ibaret Keskin Müfrezesinden bahsetmektedir. Bu Müfrezenin teşkilinden, Hâkimiyet-i Milliye’nin 13 Ağustos 1920 tarihli nüshasında bahsedilmiş ve haberde Keskinliler için “Kahramanlar” ifadesi kullanılmıştır. Bilindiği gibi M. Rıza Bey (Silsüpür) TBMM tarafından, cephede savaşan milletvekillerine mahsus Kırmızı-yeşil çizgili İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir. Yine 1927 yılında Keskin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi Mehmet Efendi’ye (Arıca) beyaz şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Keskin Fişekhanesi de mermi imal ederek cepheye gönderen üç merkezden biri olarak karşımıza çıkıyor.

1926 yılında zengin-fakir Keskinliler aralarında para toplayarak T.H.K.’ye bir uçak alarak hediye etmişlerdir. “Keskin 1” adı verilen uçak Keskin’in memleket sevgisini göstermektedir.

İstiklal harbinde resmi kayıtlara göre Keskin’in 222 şehit verdiği unutulmamalıdır.

———————————————————————————————————————————

Yorum Yap

Son Yorumlar
Murat: Özay Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi'ni tebr...
Ahmet Faruk Türk: Vatandaşın çilesi sadece kar değil çöpler 15...
battal subaşı: sayın il müdürümben arıcılık kursunu t.k.da...
BÜLENT: 05.01.2012 tarihinde kırıkkale/keskin ilçesi (c...
Şeref inci: HANİ NE OLDU.2012 PLANLAMAYA CEZAEVİ YAPIMI ALIN...
yalcın: ELLERİNE SAGLIK BAŞKANIN YEŞİL BİR PARK YAPAC...
Ali Bütün: Böyle güzel bir organizasyonu gerçekleştiren N...
harun onan: Ben şehir Nevşehir de yaşayan bir kırırkkale...
Haluk Aktaş: maganda kurşunu yine bir can aldı kücük günah...
mahmut uyar: kurtuluş kapısını saadet partisi tutmuş bu ka...
KeskinHaber Facebook
Keskin FM Dinle

Ana sayfa Eğitim Ekonomi Foto Galeri Genel Güncel Keskin Kırıkkale Kültür Sanat Sağlık Siyaset Spor Yaşam Yerel